5 Mart 2010 Cuma

                       Güzel Akşam Hüzünlü Bitti

         Maça gittiğimizde biletlerin bittiğini görünce açıkçası büyük hayal kırıklığına uğradım.Ne de olsa Real Madrid idi.Maç günü bilet almak biraz ahmaklıktı.Bir amca gördük elindeki biletleri sorduk.Yaşlı amca elindeki biletlerin davetiye olduğunu söyledi bize.(Biz dediğim ben ve arkadaşım Kurtuluş).15-20 dk sonra yanımıza geldi ve davetiyelerden birinin boş olduğunu söyledi ve bize bileti verdi.O an ki mutluluğumu tarif edemem.Neyse maça girdik güzel bir atmosfer vardı.Salon küçük boşluklar dışında neredeyse doluydu.Maça zamanı yaklaştıkça heyecanda artıyordu.Maç başladı.Real Madrid birden farkı 5 sayıya kadar çıkarmıştı.Yüksek üçlük yüzdesiyle oynuyorlardı.Bir türlü durduramadık onları.Biz ise pota altından etkili olmaya çalıştık.İlk yarı bitmişti yaklaşık 11 sayıyla.İkinci yarı sert savunma yapmaya başladık.Ama yine hızlı paslarla boş adamı buluyor, ve üçlüğü gönderiyorlardı.


         İkinci yarıdan sonra bayağı açılmıştık.Son periyota girdik ve fark kapanmak bilmiyordu.Farkın bir ara 4 sayıya inmesi ve Kaya Peker'in 4 serbest atışıda kaçırmasıyla Real Madrid tekrar farkı açtı.Son dakikaları büyük çekişmeyle geçen maçta 5-10 saniye kala sonunda aradığımız üçlüğü bulduk fakat hem süre az hemde top onlardaydı.Faul oldu.Atış çizgisine gittiler.Birini attı ve ikincisini de süre geçmesi maksadıyla çembere doğru kısa atış yaptı.Rakocevic son saniyede orta sahanın gerisinden denedi ama çok kısa kaldı ve güzel akşam hüzünlü bitti.Sonuçta Efes Pilsen, Euroleague TOP 16 turu F Grubu'nda Real Madrid'e sahasında 77-75'lik skorla yenilerek elendi.
 
          

3 Mart 2010 Çarşamba








     Dünya Kupalarında Oynanan Toplar ## Tarihleri

 
Bu aşık olduğumuz oyunun merkezi, peşinden koşulan objeleri futbol topları; en büyük organizasyonu ise Dünya Kupası. 2010 Dünya Kupası biletleri satışa çıkmak üzereyken, tarihte kullanılan toplara şöyle bir bakalım istedim.
İlk Dünya Kupası Topu: TIENTO
1930tiento
1930 yılında  Uruguay‘da düzenlenen Dünya Kupasının topu Tiento. Tiento, Güney Amerikalıların topu oluşturan kauçuk keseyi dikmek için kullandıkları deri sicimin adı. O günlerde sibop daha icat edilmediği için maç boyunca arada topu şişirirmek gerekirmiş. Yağmurlu havalarda ise deri su çektiği için top oldukça ağırlaşırmış.
1940′lı yıllarda sentetik boyalar kullanılarak su geçirmemesi sağlanmaya çalışılmış olmasına rağmen pek de başarılı olunamamış ancak sibobun icadı ile top şişirme derdi kalmamış. 1950′lerde stadyumların ışıklandırılmaya başlamasının ardından seyircilerin topu daha rahat görebilmesi için toplar beyaza boyanmaya başlanmış.
1960′larda  Adidas‘ın önderliğinde ilk sentetik toplar üretilmeye başlanmış. Beşgen veya altıgenlerin birbirine  sentetik deri ile dikilmesi ile üretilen, birçoğumuzun mahallede peşinde koştuğu toplar bu zamanlarda şekillenmiş.  Adidas’ın ilk ürettiği topa 1962′de Şili’de gerçekleştirilen Dünya Kupası’nın anısına  Santiago adı verilmiş. Adidas’ın bu atılımının ardından FIFA, 1970 Dünya Kupası’nın topunu üretmesi için kendileriyle anlaşmaya varmış.
Meksika 1970: TELSTAR
1970telstar
Zamanın tüm futbol topları gibi Telstar da tamamen deriden üretilmişti fakat diğer hiçbir topta olmayan bir özelliği vardı. 12’si siyah beşgen, 20’si beyaz altıgen toplam 32 adet el yordamıyla birbirine dikilen panelden oluşuyordu ve zamanının en yuvarlak topuydu. Siyah beyaz yapılmasının sebebi, zamanın siyah beyaz televizyonlarında topu seçebilmeyi kolaylaştırmaktı. Televizyon demişken; 1970 Dünya Kupası ilk canlı yayınlanan Dünya Kupası’ydı. Hatta topun ismi Telstar, Star of Television–Televizyonun Yıldızı sözünden türetilmişti. Günümüzde futbol topu deyince akla ilk gelen siyah beyaz topun atası işte bu top.
Almanya 1974: TELSTAR ve CHILE-DURLAST
1974telstar 1974chile-durlast
1974 Almanya Dünya Kupası’nda iki adet top kullanıldı. 1970′de kullanılan Telstar’ın altın sarısı yerine siyah harfli bir versiyon ve 1962 Şili Dünya Kupası’nda kullanılan beyaz topa atfen bembeyaz bir versiyon. Kullanılan malzemeler ve üretim tekniğinde 1970′e nazaran hiçbir değişiklik yoktu.
Arjantin 1978: TANGO
1978tango
Arjantin’in ulusal dansı  Tango‘nun adını alan bu top beşgen ve altıgen panellerden oluşuyordu. 20 altıgen üzerindeki  triad şekli sayesinde sanki üzerinde 12 daire varmış gibi görünüyordu. Bir önceki jenerasyon Telstar ile karşılaştırıldığında hava şartlarına daha iyi karşı koyabilecek kalitedeydi. Tango aynı zamanda Olimpiyat Oyunları ve Avrupa Şampiyonası’nda da kullanıldı.
İspanya 1982: TANGO ESPANA
1982tangoespana
1978 yılında kullanılan Tango’dan görünüm olarak pek bir farkı olmasa da, teknolojik olarak daha ilerideydi. Beşgen ve altıgen panelleri su geçirmemesini sağlayan bir yöntem ile dikiliyordu ve bu sayede yağmurda topun ağırlaşması azaltılmıştı. Adidas’ın ürettiği son deri top olarak da tarihe geçen bu topun; Tango Mundial, Tango Malaga, Tango Alicante ve Tango Indoor gibi modelleri de üretildi.
Meksika 1986: AZTECA
1986azteca
İlk olarak deri yerine sentetik bir maddeden ( poliüretan) üretilen Azteca, futbol topu üretiminde yeni bir çığır açmıştı. Deri kardeşleri ile karşılaştırıldığında su geçirme oranı çok daha düşük olan Azteca, dört adet Adicron adı verilen katmandan oluşuyordu ve bu sayede son derece dayanıklıydı. Daha önce Tango’da kullanılan triadlarda yerel Aztek motiflerinden esinlenilmişti. Orijinal Azteca’yı, Azteca Puebla ve Azteca Acapulco adlı farklı modeller takip etti.
Italya 1990: ETRUSCO UNICO
1990etruscounico
Sentetik madde kullanımını bir adım ileriye götüren Etrusco Unico, sünger bir katman içeren ilk maç topuydu. Bu sayede tamamen su geçirmez olma özelliği kazanan Etrusco Unico aynı zamanda eski toplara oranla çok daha hızlı bir toptu. İsmini ve üzerindeki aslan başı desenlerini ise M.Ö. 6. yüzyılda İtalya’nın  Tiber ile  Arno nehirleri arasında yeralan  Etruria bölgesinde yaşamış bir halk olan Etrüskler’den alıyordu.
USA 1994: QUESTRA
1994questra
Yüksek teknoloji ürünü  polietilen süngerden oluşan dış katmanı sayesinde daha yumuşak olan Questra’nın eski toplara oranla kontrol edilmesi çok daha kolaydı. Bu özelliği aynı zamanda futbolcuların daha süratli şutlar çıkarabilmelerine olanak tanıyordu. Adını ve triadları üzerindeki deseni ise ise uzay çağı ve uzay mekiklerinin ülkesi Amerika’dan, quest for the stars‘dan alıyordu.
Fransa 1998: TRICOLORE
1998tricolore
Tricolore ilk renkli Dünya Kupası topuydu.  Fransız bayrağının renkleri mavi, kırmızı, beyaz ve Fransa’nın ulusal sembolü  horozdan esinlenen triadlardan oluşan bir deseni vardı. Dış katmanı  syntactic foam adında bir malzemeden yapılıyordu. Tricolore, 1978 yılında Arjantin’de kullanılan orijinal Tango dizaynının son örneğiydi.
Japonya/Kore 2002: FEVERNOVA
2002fevernova
Fevernova, yıllar sonra devrim yaratan bir futbol topuydu. Adidas futbol laboratuarlarında yapılan rüzgar tüneli testlerinde bugüne kadar rüzgardan en az etkilenen ve en kesin tepkiyi veren top olduğu kanıtlanmıştı. Renkli ve parlak yüzeyi Asya kültüründen esinlenerek tasarlanan Fevernova’nın özellikle parlaklığı, bugüne bugün birçok spor malzemesinde görmeye devam ettiğimiz bir tasarım teması.
Almanya 2006: TEAMGEIST
2006teamgeist
Takım Ruhu anlamına gelen Teamgeist, uzun bir aradan sonra beşgen ve altıgenlerden oluşmayan bir toptu. Herhangi bir dikiş veya yapıştırma kullanılmadan, ısı ile birleştirilen 14 parçadan oluşmaktaydı. Geometride kesik sekizyüzlü ( truncated octahedron) olarak bilinen bu şekil sayesinde, üretilen en yuvarlak top olma özelligini taşıyordu ve neresine vurulduğundan bağımsız şekilde hareket ediyordu.  Dünya Kupası‘ndan esinlenen tasarımı, her maçın oynandığı stadın ve takımların adı, maç tarihi ve başlama saatinin yazılması ile tamamlanıyordu. Almanya 2006′da oynayan birçok futbolcu Teamgeist’ın çok hafif ve uçuştuğuna dair eleştiride bulunmuşlardı.
Güney Afrika Konfederasyon Kupası 2009: KOPANYA
2009kopanya
2010 yılında oynanacak olan kupanın topu henüz ortada yok ama Güney Afrika için bir antrenman özelliği taşıyan Konfederasyon Kupası’nın topu hazır. Teamgeist serisinin bir devamı olan Kopanya, yaklaşık 5 milyon kişinin konuştuğu Güney  Sotho lehçesinde “biraraya gelmek” anlamına geliyor. Tasarımı  Ndebele kabilesinin kültüründen esinlenerek yapılmış.  Teknolojik olarak Teamgeist’tan en büyük farkı, dış katmanını oluşturan PSC-Texture adlı yüzeyin ayakkabı ve eldiven ile harika bir kavrama etkileşimi sağlaması.

26 Şubat 2010 Cuma

                         Yazık Oldu Yazık

(Burada hakem yanlış yere çıkardı kartı,oysaki sağ tarafındaki mavi gömleklikliydi esas suçlu)


             Oraya 6 hakem koysanız ne yazar hepsi korkuluk gibi adamlar utanmasalar güvenlikçilerden sandalye ile nargile isteyecekler...3 metre önündeki topu göremeyen adamın niyeti bellidir.İspanya'yı korumaya çalışıtığı o kadar belli ki...

             Bayağı doluyum dünki gördüklerim ve yaşadıklarımdan sonra.Elano'nun çıkmasına kadar ki süreçte pozisyon vermeyen top rakipte olsa da tempoyu ayarlayan bir Galatasaray vardı.Felaketler zinciri ondan sonra başladı toplar şişirilmeye ve Arda'ya gelmeden topun yine Atletico'ya geçmesine neden oldu.Sonrası bildiğiniz gibi Caner'in baskıyla topu alması, rakibinde anormal bir şekilde ellerini açarak topu adeta kucaklaması, 2 hakem daha koyalım ceza sahasını iyi kontrol edelim diyen Uefa'nın koyduğu hakemin önündeki pozisyona normalmiş gibi korkulukvari bakması.O hakemler ne işe yarar hiç anlamış değilim.Bu gidişle pek anlayacağada benzemiyorum bu olanlardan sonra.

             Sonuçta iki takımımızda elendi.Her zamanki gibi boş vaatler, umutlar sonucunda geldik yine Turkcell Süper Lig'imize.Türkiye dışındada sürekli bir başarımızın olması lazım grup geçmekle olmuyor maalesef... 

14 Şubat 2010 Pazar

                                              Nba Yetenek Gecesi             

            Dallas'ta düzenlenen yarışma, iki saate yayılan dans şovları, konserleri ile güzel bir organizasyon oldu.Esas bomba ise yarın All-Star maçında olacak(Ben Doğu'yu tutuyorum o ayrı).Biraz favorilerin kazandığı, birazda süprizlerin olduğu bir gerçek.Örneğin Paul Pierce'ın üç sayı yarışmasını kazanacağını kimse beklemiyordu(Ben hariç).Neyse uzatmadan yarışmalara bir göz atalım.



             Yetenek Yarışması:Russell Westbrook, Brandon Jennings, Deron Williams, Steve Nash katıldı.
          I. Tur Süreleri
         
Deron Williams=>34.1 sn
          Brandon Jennigs=>35.7 sn
          Steve Nash=>35.0 sn
          Russel Westbrook.=>44.1 sn

Bu sürelerle 35 sn ile Steve Nash ile 34.1 sn ile Deron Williams Final'e kaldı

          Final Süreleri

          Steve Nash=>29.9
          Deron Williams=>37.0

            Böylece Steve Nash, 2010 Dallas All-Star Yetenek Yarışması kazanarak yetenek yarışmasını toplamda 2. kez kazanmış oldu.


             Üç Sayı Yarışması:Üç sayı yarışmasına Paul Pierce, Chauncey Billups, Daequan Cook, Stephen Curry, Channing Frye ve Danilo Gallinari katıldı.Gallinari açıklamasında omuzundan bir sakatlığı olduğunu ve bunun kendisini zorladığını onun için kendisinden pek bir şey beklenmemesini söylemişti.İlk olarak Paul Pierce yarışmaya başladı.Yavaş başladığı yarışmayı hızlı bitirdi ve 17 sayıya ulaştı.İkinci olarak Chauncey Billups yarışmaya başladı.O da Paul Pierce'ın başladığı yerin zıt tarafından atışa başladı.Billups'ta hızlı başlayıp, yarışmayı yavaş bitirdi ve o da 17 sayıda kaldı.Stephen Curry, 18 sayı ile en yüksek rakama ulaştı.Diğerleri daha düşüktü sayı olarak ve nitekim elendiler. Finalde üç isim vardı:    

             Paul Pierce, Chauncey Billups,Stephen Curry.

             Yine finalde Paul Pierce önce başladı ve müthiş isabet oranıyla ve 5 renkli topun 5'ini de sokarak(renkli toplar 2 sayı, diğerleri bir sayı) 20 sayıya ulaşıp müthiş avantaj yakaladı.Chauncey Billups kötüydü ve düşük sayıda bitirdi.Stephen Curry de çaylak olmasının dezavantajıyla üzerinde baskı artmıştı.Nitekim o da son iki atış noktasına geldiğinde hepsini atmak zorundaydı ki ilk noktada hepsini attı fakat ikinci atış noktasını kaçırdı ve Paul Pierce 2002'deki 8 sayı atarak yaratığı hayal kırıklığını şampiyon olarak unutturdu.  




             Smaç Yarışması:Smaç yarışmasına katılan isimler DeMar DeRozan, Nate Robinson, Shannon Brown, Gerald Wallace oldu.İlk olarak DeMar DeRozan ilk iki roundda göze çarpan isim olarak gözüktü.İkinci yaptığı smaç ise gerçekten çok güzeldi.Önde asistan arkadaşı, arkada kendisi potanın solundan arka arkaya hafif tempoda koştular.Asistan arkadaşı topu panyanın sol kenarına vurdurdu ve arkadan gelen DeMar DeRozan topu alıp değirmenle smaçladı.Gerçekten çok güzel bir smaçtı.Shannon Brown ise dönerek bir smaç denemek istedi fakat ilk denemede başarılı olamayınca vazgeçti ve basit bir smaç yaparak sevenlerini hayal kırıklığına uğrattı.Gerald Wallace ise sakatlıktan çıkmasının da etkisiyle oldukça kötüydü.Nate Robinson ise ilginç şeyler denemedi ama Shannon Brown ve Gerald Wallace'dan iyi olunca finale kaldı.


             Finalde ise DeMar DeRozan iyi olmaması kendisi adına şanssızlıktı ki önceki iki smaç gayet güzeldi fakat aksine Nate Robinson finalde güzel bir smaç yapıp taraftarı coşturunca taraftar oylarının da etkisiyle üçüncü kez smaç yarışmasını şampiyon olarak tamamladı.Bir ara Dallas kızlarının ponponlarını alması gerçekten çok hoştu.



             Benim izlenimlerim bunlar.Esas organizasyon ise yarın ki All-Star maçı.Kobe Bryant'ın olmaması biraz kötü olsada bir sürü yıldızı aynı anda izlemek büyük zevk olacak.Kalbim Doğu Karması'nın yanında o ayrı mesele.59. kez düzenlenecek NBA All-Star karşılaşması, Dallas'ta yeni açılan 80 bin kişilik Cowboy Stadyumu'nda olacak.

          
             Kobe’nin sakatlığı yüzünden yer alamayacağı All-Star’da Doğu’da; James, Wade, Garnett, Howard, Pierce, Bosh, Iverson, Horford, Johnson, Rondo, Rose ve Gerald Wallace, Batı’da ise Anthony, Duncan, Nowitzki, Gasol, Nash, Roy, Durant, Stoudemire, Williams, Kidd, Paul, Billups, Kaman ve Randoplh yer alacak.
         

             
     

28 Ocak 2010 Perşembe

Devre Arası Transfer Çılgınlığı

Daha ocak ayındayken bu kadar transfer yapmak kafalarda soru işareti bırakmıyor değil.Bu
kadar kanat oyuncusu varken Giovani'yi almak, yabancı kontenjanını doldurmak hatta aşmak, birilerini göndermeye çalışıp kontenjan açmak son günlerde Galatasaray'da gündemde olan konular.İsterseniz bunların nedenlerinden bahsedelim:


       1-Başkanlık seçimleri:

Adnan Polat seçimlere güçlü girmek için kadroya yıldız isimleri katması ve güçlendirmesi.


       2-Şampiyonlar Ligi:

Takımı lig şampiyonu yapıp, Şampiyonlar Ligi'ne direkt gitmek ve bu uğurda Avrupa kupalarında oynamayan Jo'yu bile almak.


       3-Aslantepe Stadı:

Bitmek bilmeyen sorunlarla bir türlü tamamlanamayan statta, Şampiyonlar Ligi maçları oynamak ve yıldızlarla dolu muhteşem bir kadroyla orada maçları oynamak.


        4-Gelecek Seneler:

Genç oyuncuları alarak hem takımın yaş seviyesini düşürmek, hem de geleceğin takımını oluşturmak

  Bu saydığım sebeplerle bu transferler yapılıyor.Hadi Jo'yu anladık forvet hattı eksikti, Neill'ı da defans arızalı olduğu için aldılar, fakat Giovani'yi sene sonunda almak daha bir mantıklı duruyordu bence.Kanat bolluğunda Caner gibi bir oyuncuda parlamışken nerede oynayacağını hala kestiremedim.Forvet diyorlarsa Giovani'den nasıl bir forvet olur onu da anlamadım.Ama transferde Haldun Üstünel'in de üstün çabasıyla iyi transferler yaptığını söylemek lazım.


  Ama Giovani'ye yabancı kontenjanını açmak için de Kewell'ın gönderilmesi mantıksız geliyor.Onun gibi bir ustatı sakatlandı diye göndermek akıl kârı olmadığını söylemek lazım hem de çok büyük saygısızlık olur.Uefa kadrosunu, oyuncuların kendi razıları olmadan birer birer yollamaları ve vefasız olarak damgalanmaları, Kewell'ı göndermeyerek ya da vefa örneği gösterilerek kapatılabilir.Çünkü Kewell'ı göndermek demek bir anlamda da taraftarın sırtını dönmesi demek.Bu iş yapılacaksa da en iyi şartlarda yapılması lazım, dikkatli olunması lazım.Bakalım yönetim bu sorunu nasıl aşacak...???
     

19 Ocak 2010 Salı

                    ATLETİCO MADRİD||ARTILAR EKSİLER
    
    Atletico Madrid klasik 4-4-2 taktiğini oynayan, kontratağa son derece yatkın (ki pazar günü Sporting maçında da attıkları 3. gol bunun göstergesi), defansı ağır ve hata yapmaya açık bir takım.Bu turda savunma yapanın değil hücum yapanın kazanacağı bir tur olacaktır.

            Geçtiğimiz pazar günü Sporting Gijon maçından yola çıkarak Atletico Madrid'i ve Galatasaray'ın tur şansını değerlendirerek yazıya başlamak istiyorum.

            Kalecileri Sergio Asenjao çok yetenekli ve geleceğin wonderkid oyuncularından.Fakat dediğim gibi gençliğinin vermiş olduğu tecrübesizlikle kritik hatalar yapabiliyor.Bunu tabiki kafamdan uydurmuyorum(!!!).Sporting Gijon maçında kritik bir hata yaptı.Carmelo'ya çok gereksiz şekilde, kontrolsüz olarak çıkarak penaltıyı yaptırdı ve golü adeta S.Gijon'a hediye etti.Ama mükemmel maçlar çıkardığı çok oluyor.Ne yapacağı belli olmayan bir kaleci.Tabi tecrübe kazandıkça bu sorunu da ortadan kalkacaktır.
         
             Defans hattında ise başta Ujfalusi olmak üzere yavaş ve teknik olmayan oyunculardan oluşuyor.Baros oynayabilirse çok etkili olur, oynayamasa da yerine nasıl bir forvet alınması planlandığını bilmediğim için hızlı bir forvet alınması isabet olur.

              Orta sahası Assunçao, Raul Garcia, Simao Sabrosa ve Reyes'ten oluşuyor.Assunçao defansif olarak ön planda iken diğer oyuncular özellikle Simao ve Reyes çok hücumcu, gitti mi gelmeyen cinsten oyuncular.


              Forvet hattı tek kelimeyle mükemmel.En güçlü mevkileride bence forvet.Forlan, Agüero kesinlikle boş alanda bırakılmaması gereken oyuncular.Forlan son vuruşları iyi,hızlı bir santrafor.Agüero ise transferi için 60 milyon £ gibi fiyatların havada uçuştuğu bir oyuncu.Buradan nasıl bir oyuncu olduğunu tanımasanız bile fikir yürütebilirsiniz.Müthiş süratli, geniş alanları seven, dar alanlarda da inanılmaz öldürücü çalımlar atabilen bir yetenek.Son gelen haberlerde de Sporting Gijon maçında sakatlanan Forlan'ın 2 ay gibibir süreyle sahalardan uzaklaşacağı söyleniyor.Oynamazsa Galatasaray adına büyük bir avantaj olur.


        Sonuç olarak iki senedir Benfica, Panathinaikos gibi zorlu deplasmanlardan üç puanla dönmüş olan Galatasaray eğer aynı taktikle oynarsa (ki sanırım öyle olacak) tur şansının yüksek olduğunu görüyorum.Taktik dediğimde kontratak taktiği.Hatırlayın Benfica deplasmanında mükemmel bir savunma, topu kazanıncada hızlı kontrataklarla gol arama taktiğiyle oynamıştık.Defans hattını Neill'le güçlendiren Galatasaray'ın Mustafa Denizli gibi bence şansı %51...

 

10 Ocak 2010 Pazar

23 YIL ARADAN SONRA

  
Trabzonspor'un Denizli Belediye oynadığı maçın skorunu gördükten sonra, Bank Asya 15.'si Orduspor'un da farklı bir skor alacağını sanmıyordum.Maçın başlangıcında kadro kalitesi ortayı çıktı ve Galatasaray oyunda kontrolü sağladı.Arda topu alacakken, Orduspor'dan Erol, tabanıyla Arda'nın dizine vurunca, Bünyamin Gezer tereddütsüz kırmızı kartını çıkardı.Arda dizini çekmese daha kötü bir sakatlık yaşayabilirdi.Dakikalar 10'u gösterdiğinde, Caner'in soldan ortasında Barış'ı geçen topa, arkada Arda bomboş durumda vurarak takımını 1-0 öne geçiriyordu.Sonraki dakikalarda rakip takımın 10 kişi kalışı ve bir kişi eksik oynayışı takımı sanki rehavete soktu.Ardından 10 kişilik Orduspor'un, Ayhan ve Servet'in basit top kayıplarıyla gelen atakları geldi.Son vuruşlar biraz iyi olsa Galatasaray'a büyük sürpriz yapabilirlerdi.Böyle bir takıma bile pozisyon veriliyorsa ileride çok büyük sıkıntılar yaşanabilir, savunmaya bir an önce takviye yapılmalı.İlk yarı böylece bitti.

     İkinci yarıda ilk yarıdan farksız başladı.Orduspor ani kontratağa 6-7 adamıyla çıktı fakat son top tercihinin çok kötü olmasıyla bu sefer kontratak şansı Galatasaray'ın eline geçti.Caner'in uzun bir top sürmesinden sonra topu sağ kanattaki Barış'a aktardı.Barşı'ın ön direğe attığı topa Nonda dokunarak skoru 2-0 'a taşıdı.Skorun 2-0 olmasından sonra Ordu oyundan iyice düştü.Yine Caner sol kanattaki çalımlarıyla sıfıra girdi ve verdiği pasta Arda'nın şutu defanstan döndü, Nonda tamamladı ve skoru tayin etti 3-0.
      
     Bu maç benim Ufuk'u izlemem için  bir fırsat oldu.Şansa bakın ki bu sefer de Ordu bir iki gol çabası dışında Galatasaray kalesinde gözükmedi.Ufuk'un iyi bir kaleci olduğun söyleyebilirim.Uzun zamandır milli takıma kaleci yetiştiremeyen Galatasaray için Ufuk iyi bir tercih.Bir parantezde Caner' açmak istiyorum.Üç golede doğrudan katkısı var.Sol açığa geçince çok etkili oynuyor.Alınırsa Galatasaray adına büyük fayda sağlar.

     Maç içindeki izlenimlerim bunlar.Bu maçta skor 2-0 olunca genç oyuncuların gireceğini düşünüyordum.Denizli Belediye maçında genç oyuncuları görebiliriz umarım...


      


7 Ocak 2010 Perşembe

ANKARAGÜCÜ'NDE GEREMİ TRANSFERİ

     
İngiltere Championship takımlarından Newcastle forması giyen Geremi, Ankaragücü ile 1.5 yıllığına anlaşma sağladı.Darius Vassel transferi ile dikkatleri üzerine çeken Ankaragücü, bir yıldız ismi daha kadrosuna katmayı başardı.Kamerunlu oyuncu bu sene sadece bir lig maçında oynadı.Ahmet Gökçek, Geremi'yi kongreye getirerek adeta şov yaptı.Geremi'nin takımına nasıl bir katkı yaptığını, herkes gibi ben de merak ediyorum.

3 Ocak 2010 Pazar

BAŞARI İÇİN ALTYAPI


     
Milli takımımızda ve futbol takımlarımızda bir altyapı sorunudur gidiyor.Bunu milli takımımızdaki istikrarsızlığa bakarak çok rahat anlayabiliriz.Buradan kastım, turnuvalara katılmadaki istikrarsızlığımız.Bir bakıyorsunuz 2002 Dünya Kupası'na katılıyoruz, bir bakıyorsunuz 2004 ve 2006'daki turnuvalarda yokuz, sonra bakmışızki 2008'deyiz.Neyden bahsetmek istediğimi kısaca anladınız sanırım.Bu istikrarsızlığın sebebi altyapıdan oyuncu çıkartmaktan çok, dışarıdan transfer yaparak başarı sağlamaya çalışmamızdır.Halbuki başarı kendi yetiştirdiğimiz, altyapıdan çıkan oyuncularla elde ediliyor.Bunu yerine getirmeye çalışan takımımız yok mudur, tabiki vardır.Öncelikle Galatasaray az da olsa Bursaspor, Kayserispor, Trabzonspor ve adını sayamadığım ya da aklıma gelmeyen bir kaç takımı da dahil edebiliriz.Galatasaray; Sabri, Uğur, Arda, Aydın,Özgürcan, Bursaspor; Sercan Yıldırım, Volkan Şen, Bekir Ozan Has, Kayserispor; Ali Turan, Abdullah Durak, Trabzonspor; Barış Memiş, Tolga Zengin, Tayfun Cora(kendisi talihsiz bir sakatlık yaşadı, kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz) gibi isimler var.Çokta başarılılar.

      
         Şu örnekle sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız:
    Almanya Milli Takımı, bir ara çöküş dönemi yaşadı.Eski, başarılı günlerine dönmek için yeniden yapılanmaya gittiler.Bu yönde en büyük yatırımı da altyapılara yaptılar.Büyük paralar harcadılar belki ama sonunda meyvesini aldılar.Almanya kaç senedir tam bir turnuva takımı olarak lanse ediliyor ve her turnuvada da yerlerini alıyor ve başarılı oluyorlar.Şu an Bundesliga'ya baktığımızda altyapı kökenli her takımda minimum 3-4 futbolcu var.Bizde ise altyapıdan hiç bir futbolcusu olmayan takımlarımız bile var.







      İşin birde Trabzonspor yönü var.Trabzonspor'un şampiyonluklar yaşadığı unutulmaz sezonlarında o zaferleri, büyük paralar harcayarak kazanmadılar.Kendi altyapısından yetiştirdiği oyuncularla kazandılar.Ama yine umudum var.Galatasaray öncülüğünde Bursaspor, Kayserispor, Trabzonspor'da atılımlar var, kıpırdanmalar oluyor.Galatasaray, futbol akademisinin başına Jan Derks'i getirerek altyapıya ne kadar önem verdiğini bir kez daha gösterdi.Rijkaard'ın yavaş yavaş A2'den oyunculara süre vererek takıma ısındırması da pozitif bir gelişme.Bunun bütün takımlarımıza örnek olması lazım.Aynı atılımı Fenerbahçe ve Beşiktaş'tan da bekliyoruz.Zira son zamanlarda Fenerbahçe'de Semih dışında altyapıdan çıkmış oyuncu yok.Çıkanlarda ya Antalyaspor'da ya da Gaziantepspor'da.Beşiktaş'ta ise A2 takımı açık ara zirvede, çok yetenekli oyuncuları var, ama kimin umrunda.Sergen Yalçın'da bu umursamazlık yüzünden bıraktığını söylemedi mi!!!



 
   
  Milli takımımıza hangi teknik direktörün gelmesi gerektiği yazılıp çizileceğine, genç takımların nasıl organize edileceği gündeme getirilmeli.Çünkü iş teknik direktör seçmekle olacak iş değil.Bence teknik direktörlük koltuğuna yerli, altyapının başına ise yabancı hoca getirilmeli.Bizim Almanya'dan hiç bir eksiğimiz yok.Hatta fazlamız var.Yaşlı nüfus oranına sahip Almanya'ya karşı bizim genç nüfus oranımızın fazlalığı, en büyük avantajımız.